Galata Kulesi -Yaşam Çıkıntısı - Dök Mimarlık

Galata Kulesi -Yaşam Çıkıntısı

Galata Kulesi

Dök Mimarlık
Galata Kulesi / Dök Mimarlık

528 yılında Bizans İmparatoru Anastasius Oilosuz tarafından fener kulesi olarak ahşaptan inşa edilen Galata Kulesi günümüzde 69.90 metre uzunluğunda ve dış çapıysa 16.45 metredir. Duvar kalınlıkları ise 3.45 metre ve ağırlığı yaklaşık 10.000 ton olan kule İstanbul’un en sağlam yapılarından biridir.

Bir çok şiire ve şarkıya ilham ve konu olmuş bu yapıyı gelin beraber inceleyelim..

Galata Kulesi Efsanesi

Kız Kulesi ve onu gözetleyen Galata Kulesi / Dök Mimarlık
Kız Kulesi ve onu gözetleyen Galata Kulesi / Dök Mimarlık

Roma geleneklerine dayandırılan efsanelerden biriyse insan kuleye ilk kez kiminle çıkarsa o kişiyle evlenirmiş.

Bir diğer efsaneye göre Galata Kulesi ilk görüşte Kız Kulesi’ne aşık olmuştur. Asla kavuşamayan kuleler birbirlerine aşık ama hasret kalmışlardır. Zarif Kız Kulesi ile kudretli Galata, bir türlü hislerinin karşılıklı olup olmadığını anlayamamıştır.

İki aşık kulenin yardımına Hezarfen koşmuştur. Galata Kulesi, Avrupa Yakasından Anadolu’ya doğru süzülmek için Galata’ya çıktığı sırada Hezarfen Ahmet Çelebi’nin kulağına aşkını fısıldamış ve yazdığı şiirleri ona ulaştırmasını istemiştir.

Hezarfen de Galata’nın isteğine kayıtsız kalamamış ve elindeki mektupları Kız Kulesi’ne doğru bırakmıştır. Sevgisinin karşılıklı olduğunu anlayan Kız Kulesi, mektupları aldıktan sonra giderek daha da güzelleşmeye başlamıştır. Ona bakan Galata ise aşkının tek taraflı olmadığını ilk defa o zaman köklerinde hissetmiş ve içinden taşan sevgisini Kız Kulesi’ne ulaşır diye dört bir yana göndermiştir.

Kulenin Mimari Yapısı

Kulenin manzarasıyla beraber boydan bir fotoğrafı / Dök Mimarlık
Kulenin manzarasıyla beraber boydan bir fotoğrafı / Dök Mimarlık

Roma mimarisi geleneğinden gelen Galata Kulesi yığma moloz taş örgü sistemde inşa edilmiştir. Dış cephe taş örgüdür. Yüksek giriş katından sonra dokuz katlı bir yapıdır. Silindirik gövdesi üzerinde ki pencereler tuğla örgülü yuvarlak kemerlidir. Külah çatının hemen altındaki son iki katın gelişimi silindirik gövdeyi çevreleyen profilli silmelerle vurgulanmıştır. Külah çatının altındaki katı sarmalayan metal süslemeli şebekeli seyir balkonu mevcuttur. Alt katında ise derin nişli payelere oturan yuvarlak kemerler ve içerisinde tuğla örgü yuvarlak kemerli pencereler mevcuttur.

Yapının üçüncü kata kadar olan kısmının Ceneviz, diğer katlarının Osmanlı karakteri taşıdığı gözlenmektedir. II.Mahmut döneminde kulenin üzerine iki kat daha çıkılır ve külah biçiminde olan ünlü dam örtüsüyle kulenin tepesi kapatılır. 1864’teki imar çalışmalarında eteğindeki avlusunu, kapılarını, kıyıya inen sur duvarlarını kaybetmiş, savunma için açılmış hendekler doldurulmuştur. Kulenin dibinden itibaren bir taraftan Tepebaşı, diğer taraftan Tophane’ye uzanan Türk mezarlığı yok edilmiştir. Eski ahşap Türk evlerinin yerine, batı tarzlı apartmanlar yapılmıştır.

Galata Kulesi Tarihi

1854 yılında James Robertson'un gözünden Galata / Dök Mimarlık
1854 yılında James Robertson’un gözünden Galata / Dök Mimarlık

528 yılından sonra Galata Kulesi de birçok ahşap yapı gibi zaman içinde büyük yangınlar geçirmiş ve en sonunda 1348 yılında Cenevizliler tarafından yığma taştan yaptırılmıştır.

Galata Kulesi 1445-1446 yılları arasında yükseltilmiştir. Fatih Sultan Mehmet, şehrin imarı kadar yerleşimine de önem vermiştir. Kuşatma süresince olabildiğince tarafsız kalmaya çalışan bölge halkını hoş tutmuş, ticari çabalarında özgürlük tanımıştır. Bu özgürlük, diğer İtalyanların da Galata’ya akın etmesine sebep olmuştur. Galata adeta ticarethaneye dönüştmüş, Osmanlı hazinesine para akıtan yerlerden biri olmuştur.

Sultan III. Murat‘ın izniyle burada gökbilmci Takiyüddin tarafından bir rasathane kurulmuş, ancak bu rasathane 1579’da kapatılmıştır.

17. yüzyılın ilk yarısında IV. Murat döneminde Hezarfen Ahmet Çelebi, Okmeydanı’nda rüzgarları kollayıp uçuş talimleri yaptıktan sonra, tahtadan yaptırdığı kartal kanatlarını sırtına takarak 1638 yılında Galata Kulesi’nden Üsküdar-Doğancılar’a uçmuştur.

1717’den itibaren kule yangın gözleme kulesi olarak kullanılmıştır. Yangın büyük bir davul çalınarak haber verilirmiş. III. Selim döneminde çıkan bir yangında kulenin büyük bölümü yanmıştır. Kule onarıldıktan sonra, kulenin üst katına bir cumba eklenir. Onarılan kule 1831 yılında başka bir yangında yine hasar görmüş ve onarılmıştır.

Kulenin yağlı boya "portre"si 

Dök Mimarlık
Kulenin yağlı boya “portre”si / Dök Mimarlık

19’uncu yüzyılda Galata Kulesi ve çevresini gezen yazar Edmondo de Amicis, Galata’yı, “Burada fesli sarıklı insanlar görmezseniz, şarkta olduğunuza inanamazsınız. Her tarafta Fransızca, İtalyanca ve Ceneviz dilleri konuşuluyor.” cümleleri ile anlamıştır.

1965’te başlanıp 1967’de biten son onarımla da kulenin bugünkü görünümü sağlanmıştır.

Galata Kulesi kent görünümü

Dök Mimarlık
Kent görünümü / Dök Mimarlık

Kulenin İsim Kökeni

Galata Kulesi geçmişte birçok isim ile anılmıştır. Kule, Bizanslılar tarafından Megalos Pyrgos (Büyük Burç), Cenevizliler tarafından ise Christtea Turris (İsa Kulesi) adı ile bilinmiştir.

Günümüzdeki adının ise Bizans döneminde bölgenin geçim kaynağının sütçülük olmasından dolayı Yunancada “Süt” anlamına gelen “Gala” kelimesinden türetildiği düşünülmektedir.

Düşüncelerim

Restoran alanı

Dök Mimarlık
Restoran bölümü / Dök Mimarlık

Kulenin yıllara meydan okuyan karakteri ve yüzyıllar boyunca daha sürdüreceği sevgi ve bütünlük duygularını yapısında ve çevresinde hissettirme şekli onun yaptığı en iyi işlerden birisi. En yüksek katında İstanbul’u 360 derece gözlemleyebilmek, boğazın tadını insandan ve karmaşadan uzak bir şekilde çıkartabilmek her hangi bir yapının rahatlık ile sağlayabildiği bir güzellik değil. Üstelik bunların hepsini yaparken içinde bulunan restoran’da İstanbul ve Türk kültürünün en güzel yemeklerinin tadına bakabilmek çıtayı ulaşılamaz bir arşa çıkartmıştır.

Manzarası

Dök Mimarlık
Galata Kulesi Manzarası / Dök Mimarlık

Kule ve bir şehrin algısını oluşturan yapıların en önünde gelen ve İstanbul siluetinin ayrılmaz bir parçası olan bu yapı hakkında sizler neler düşünüyorsunuz? Sizce burası İstanbul’u İstanbul yapan bir yer mi? Eksik veya hatalı bir yönü var mı? Eğer hala göz atmadıysanız Montevideo şehrinin simgesi olan Solís Tiyatrosu incelememizi de okuyabilirsiniz.

Bizimle düşüncelerinizi paylaşabilir ve bunu yaparken sizin için en yeni yazılarımızı sizlere e-posta yoluyla aktaran bültenimize de abone olabilirsiniz.

Mimar: Bizans İmparatoru Anastasius tarafından yaptırılmıştır Yıl: 528 Yer: İstanbul, Türkiye

Fikirlerinizi bizimle paylaşın..