Kız Kulesi -Kopuk Bütünlük - Dök Mimarlık

Kız Kulesi -Kopuk Bütünlük

Geçmişi 2500 yıl öncesine dayanan Kız Kulesi İstanbul Boğazı‘nın Salacak açıklarında yer alan küçük bir adacık üzerinde inşa edilmiş bir yapıdır. İstanbul’un tarihine eş bir tarih yaşamış ve bu kentin şahidi olmuştur. Antik çağda doğan , Eski Yunan’dan Bizans İmparatorluğu’na,  Bizans’dan Osmanlıya, İstanbul’un her tarihinde var olan Kız Kulesi günümüze kadar arkasında onlarca efsane ve sonsuz hatıra bırakarak gelmiştir.

Kız Kulesi

Dök Mimarlık
Kız Kulesi / Dök Mimarlık

Deniz içinde karadan bir ok atımı uzak, dört köşe, sanatkarane yapılmış bir yüksek kuledir. Yüksekliği tam 80 (seksen) arşındır. Sathı mesehası iki yüz adımdır. İki taraftan kapısı vardır.

Evliya Çelebi, Kız Kulesi’nin karaya uzaklığı hakkında

Gelin Kız Kulesi’ni hep beraber inceleyelim..

Kız Kulesi Tarihi

Kız Kulesi’nin ne zaman yapıldığı hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte, bazı kaynaklarda Kule’nin mimari yapılanma süreci Milattan Önce 341’e kadar indiği görülmektedir.

M.Ö. Kız Kulesi

İstanbullu Rum araştırmacı Evripidis’in anlattıklarına göre önceden Anadolu yakası sahillerinin bir çıkıntısı olan kara parçası zamanla sahilden kopmuş ve Kız Kulesi’nin üzerinde bulunduğu adacığı oluşturmuştur. Kız Kulesi’nin üzerinde yer aldığı kayalıktan ilk kez M.Ö. 410’da söz edilir. Bu tarihte Atinalı komutan Alkibiades, Boğaz’a girip çıkan gemileri denetlemek ve vergi almak amacıyla bu küçük ada üzerine bir kule inşa ettirir. Sarayburnundan kulenin bulunduğu adaya zincir gerilir ve kule böylece Boğaz’ın giriş ve çıkışlarını kontrol eden bir gümrük istasyonu halini alır. Yıllar sonrasında bu adaya M.Ö. 341’de Yunan Komutan Chares tarafından eşi için mermer sütunlar üzerine bir anıt mezar yaptırılmıştır.

Roma Dönemi

Milattan Sonra 1110’lara gelindiğinde ise bu küçük adanın üzerindeki ilk belirgin yapı, İmparator Manuel Comnenos tarafından 1143 – 1178 yılları arasında inşa ettirilmiştir.. İmparator Manuel şehrin savunmasına yardım için iki tane kule yaptırmıştır. Bunlardan birini eski Mangana Manastırı şu anki Topkapı Sarayı’nın sahiline diğerini ise Kızkulesi’nin bulunduğu yere inşa ettiren İmparator Manuel, hem düşman gemilerini Boğaz’a sokmamak, hem de ticaret gemilerinin gümrük vergisi vermeden geçişine engel olmak için, iki kule arasına zincir bağlatmıştır.

Bizans Dönemi

Daha önceleri zaman zaman harap olan ve yeniden onarılan Kızkulesi, İstanbul’un fethi sırasında Venedikliler tarafından üs olarak kullanılmıştır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u kuşattığı sırada Bizans’a yardım etmek için Venedik’ten Komutan Treviziano komutasında gelen bir filo burada üslenmiştir.

Osmanlı Dönemi

Fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet bu küçük kaleyi yıktırmış ve yerine taştan, etrafı mazgallarla çevrili küçük bir kalecik yaptırmıştır.Bu küçük kaleye toplar konumlandırılır. Kaledeki bu toplar liman içindeki gemiler için etkili bir silah olmuştur. Ancak kule, Osmanlı döneminde savunma kalesi olmaktan çok bir gösteri alanı olarak kullanılmış ve mehteranlar burada top atışları ile birlikte nevbet okumuşlardır.  Bugünkü kulenin temelleri ve alt katın önemli kısımları Fatih devrinin yapısıdır.

Osmanlı dönemi boyunca Kız Kulesi’nin restore edilerek ya da yer yer yeniden yapılarak yaşatıldığı bilinmektedir. 1509 yılında meydana gelen ve “küçük kıyamet” olarak anılan 7,2’lik depremde İstanbul’daki pek çok yapı gibi Kız Kulesi de büyük hasar görmüş, kulenin onarımı ise Yavuz Sultan Selim döneminde gerçekleştirilmiştir. Çevresinin sığ olması sebebiyle 17. asırdan sonra kuleye bir de fener konulmuştur. Bu tarihten itibaren kule, artık bir savunma kalesi olarak değil bir deniz feneri olarak hizmet vermeye başlamıştır. Kuledeki toplar da bu dönemde artık korunma için değil, merasimlerde selamlama için atılıyordu. Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra tahta geçmek için İstanbul’a gelen Şehzade Selim, Üsküdar’dan geçerken, Kız Kulesi’nden atılan toplarla selamlanmıştır. Bundan sonra uzun süre tahta geçen her Padişah için bu selamlama yapılarak, Padişah’ın tahta geçişi top atışları ile halka duyurulmuştur.

1719 yılında fenerde çıkan yangın yüzünden iç kısmı tamamen ahşap olan kule yanmıştır. 1725 yılındaysa kule şehrin Baş Mimarı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından kapsamlı bir onarımdan geçirilmiştir.  Kız Kulesi, Osmanlı İmparatorluğunun çöküş devrine girmesiyle tekrardan savunma kalesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kule, 1830-1831’de ise, kolera salgınının şehre yayılmaması için karantina hastanesine dönüşür. D 1836- 1837’de görülen ve 20 bin ila 30 bin kişinin öldüğü veba salgını sırasında hastaların bir kısmı burada kurulan hastanede karantinaya alınmıştır. Bu hastanede uygulanan karantina meyvesini vermiş ve salgının yayılması önlenmiştir. Kız Kulesi’nin Osmanlı dönemindeki son büyük onarımı II. Mahmut döneminde yapılmıştır. Kule’nin bugünkü şeklini veren 1832-33 yılındaki tadilat sonrasında, ünlü hattat Rakım’ın yazısı ile Kız Kulesi’nin kapısının üzerindeki mermere Sultan II. Mahmut’un tuğrasını taşıyan bir kitabe yerleştirilirmiştir. Osmanlı-Barok mimari tarzında yapılan bu restorasyonda, kuleye dilimli kubbe ve kubbe üzerinden yükselen bayrak direği ilave edilir.

1848 Kız Kulesi-İvan Ayvazovski

Dök Mimarlık
1848 Kız Kulesi-İvan Ayvazovski / Dök Mimarlık

Cumhuriyet Dönemi

İkinci dünya savaşı döneminde Kız Kulesi’nde yenileme çalışması yapılır. Kulenin çürüyen ahşap kısımları tamir edilmiş ve bazı güven vermeyen bölümleri yıkılarak betonarmeye çevrilmiştir. 1943’de yeniden büyük bir onarım geçiren kulenin çevresine büyük kayalar yerleştirilerek denize kayması önlenmiştir. Bu arada kulenin oturduğu kayanın etrafındaki rıhtımdaki ambar ve gaz depoları kaldırılmıştır. Yapının dış duvarları korunarak içi betonarme olarak yenilenmiştir. Kız Kulesi, 1959 yılında Askeriye’ye devredilmiş ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı, Boğazın deniz ve hava trafiğinin denetlenmesini sağlayan bir radar istasyonu olarak kullanılmıştır. 1983 yılından sonra kule, Denizcilik İşletmeleri’ne bırakılmış ve 1992 yılına kadar ara istasyon olarak kullanılmıştır.

Günümüzde Kız Kulesi…

Kız Kulesi’nin restorasyon süreci 1995 yılında başlar. Binlerce yıllık gizemli bir tarihe sahip bu özel yer, kendine özgü kimliği ve mimarisine bağlı kalınarak tamamlanan restorasyon çalışması sonrasında 2000 yılında kapılarını ziyarete açmıştır. Bugünlerde ise gündüzleri kafe, akşamları ise restoran olarak yerli ve yabancı ziyaretçilerine hizmet vermektedir

Kız Kulesi Restoranı

Dök Mimarlık
Kız Kulesi Restoranı / Dök Mimarlık

Kız Kulesi Efsaneleri

Kız Kulesi, içinde en çok efsane barındıran İstanbul eserlerinden biridir. Yunanlar, Romalılar ve Osmanlılar ayrı ayrı efsaneler anlatmışlardır. Gelin bu efsanelere hep beraber bir göz atalım

Hero ve Leandros Efsanesi

Hero, Yunan mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçası olan Afrodit’in rahibelerinden biridir. Kız Kulesi’nde görev yapmaktadır. Rahibe olması nedeniyle aşka yasaklıdır.

Bir gün kuleden bir tören için ayrılarak kıyıya çıkar. Orada Leandros adında bir rahip ile karşılaşır ve ona ilk görüşte aşık olur. Rahip Leandros’da aynı duygulara kapılır. Görüşebilmelerinin tek yolu, Leandros’un boğazın soğuk ve akıntılı sularını geceleri yüzerek aşmasıdır. Bir süre bu şekilde aşk yaşayan çiftin hikayesi, rüzgarlı bir gece Hero’nun sevgilisine yol göstermesi için yaktığı fenerin sönmesiyle son bulur. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros Boğazın soğuk sularında çaresizce boğulur. Efsaneye göre bu duruma gözleriyle şahit olan Hero, yaşadığı acıya dayanamaz ve o da kendini boğazın aynı soğuk sularına bırakarak hayatına bir son verir.

Sepetteki Zehirli Yılan Efsanesi

Bir diğer Kız Kulesi efsanesiyse sepetle birlikte kuleye gelen zehirli biryılanı anlatır. Bu efsanenin hem Roma hem Türk türevleri bulunmaktadır.

Kralın Eşi

Eski çağlarda Romalı bir imparatora, falcılar tarafından eşinin öleceği söylenir. O da kraliçesini korumak için onu Kız Kulesi’ne yerleştirir. Kendisinden ve hizmetlilerden başka kimsenin yanına girmesine izin vermez. Kralın bütün çabalarına rağmen kraliçeye gönderilen yiyecek sepetinin içinden çıkan yılan kraliçeyi sokarak canını alır.

Hanım Sultan

Bu efsaneye göreyse Selçuklu Sultanlarından biri, rüyasında çok sevdiği kızının bir yılan tarafından ısırılarak öleceğini görür. Vesveseye kapılan sultan, kızını kuleye yerleştirir. Kendisi dahil kimsenin kuleye girip çıkmasına izin vermez. Hatta su ve süt dahi özel borularla akıtılır adacığa. Derken yıllar sonra Hanım Sultan hastalanır. En iyi hekimler tarafından iyileştirilir. Sultan’ın iyileşmesi şerefine pek çok farklı yerden Hanım Sultan’a hediyeler yollanır, bunların arasında da bir sepet üzüm vardır. Üzüm sepetinin içine gizlenmiş olan yılan, o gece Hanım Sultan’ı zehirleyerek ölümüne neden olur.

Battal Gazi Efsanesi

Bir başka Türk efsanesi de Battal Gazi hakkındadır. Battal Gazi, dönemin İslam Halifesi Harun Reşid’in ordusuyla İstanbul kuşatmasına katılır. Kuşatmadan sonuç alamayan İslam ordusu geri çekilirken Battal Gazi, Üsküdar’da kalmaya devam eder. Çünkü tekfurun kızına aşıktır. Ancak Üsküdar tekfuru, imparatorun izniyle kızını kuleye hapsederek onu Battal’dan koparmaya çalışır. Bunun üstüne Seyyid Battal, bir gece Kız Kulesi’ni basarak hem tekfurun kızını hem de kuledeki hazineleri alarak kaçar. Meşhur, “atı alan Üsküdar’ı geçti” deyiminin de bu efsaneye dayandığı söylenir.

Aslanlı Kapı

Roma İmparatoru Konstantin zamanında hazineden para çalınmaktadır. Kralın kızı hazineyi korumakla görevlidir. Hırsız bir dehlizden gelmektedir. Kralın kızı hırsıza kılıcıyla saldırır ve hırsız dehlizden kaçar. Hırsız zamanla zengin olur. Kralın kızıyla intikam amaçlı evlenir. Kralın kızı , babasının yanına kaçar. Kral , kızını korumak için kızını Kız Kulesi’e kapatır. Koruma amaçlı kuleye aslanlar getirilir. Hırsız ilk başta aslanları etkisiz hale getirse dahi sonunda onlara yem olur.

Kız Kulesi Hakkında Düşüncelerim

Hakkında onlarca efsane bilinen Kız Kulesi’nin geçmişi halen daha su berraklığında değil. Ama kesin olarak bildiğimiz bir kaç şey var ki Kız Kulesi bizim için ve İstanbul için çok değerlidir. İstanbul’un geçirdiği yüzlerce ve binlerce yıla şahitlik eden Kız Kulesi uzun ömrü boyunca İstanbul’un yegane dostu, Galata Kulesi’nin de biricik aşkı olmuştur.

Savunma Kulesi olarak görev yapmış ve İstanbul’un sembollerinden olan Kız Kulesi, İstanbul’un İstanbul dahi olmadığı dönemlerde doğmuş ve burada yaşamıştır. Kız Kulesi hakkında siz neler düşünüyorsunuz? Sizce burası İstanbul’u yaşayan en önemli yer mi? Eksik veya hatalı bir yönü var mı? Eğer hala göz atmadıysanız Kız Kulesi’nin aşkı Galata Kulesi incelememizi de okuyabilirsiniz.

Bizimle düşüncelerinizi paylaşabilir ve bunu yaparken sizin için en yeni yazılarımızı sizlere e-posta yoluyla aktaran bültenimize de abone olabilirsiniz.

Mimar: Bilinmiyor
Mimari Tarz: Osmanlı-Bizans
Yıl: M.Ö. 341 (tahmini)
Yer: İstanbul, Türkiye

Fikirlerinizi bizimle paylaşın..